Anasayfa Evlilik Psikolojisi Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun

Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun

Yazar: Aile Danışmanı Bülent Şen

Sinek kadar kocam olsun, başımda bulunsun” isimli tiyatro oyununu izlediğim zaman çok eğlendim. Daha sonra düşündüğümde, bu oyunun psikologları bile kıskandıracak şekilde aile konusunu ve ailelerin yaşadığı sorunları işlerken, aynı zamanda izleyicilerde bu konuda farkındalıklar yaşatarak, gerek eş seçiminde gerekse evlilik doyumunu artırmak için alınması gereken tedbirler ve çözümsüz durumları görme hususunda derslerle dolu olduğunu gördüm ve bu konuda bir yazı yazmaktan kendimi alamadım. Funda Mete Hanımın ilk yönetmenlik denemesinden her yönüyle muhteşem bir oyun ortaya çıkmış. Ben de bir evlilik ve aile danışmanı olarak oyunda izlediğim her bir sahneyle ilgili olarak düşüncelerimi izleyicilerle paylaşmak istiyorum.

Ben yakışıklı bir adamın karısı olsaydım eğer; aslında bütün kocalar yakışıklı ve bütün kadınlar güzeldir. Eğer evlenmeden önce olduğu gibi, kendi öz bakımlarını yapar, ilişkilerini geliştirmek ve güzelleştirmek için birbirlerine ve ilişkilerine yatırım yapmayı sürdürür, şikayetlerden daha çok güzel şeylerden konuşur ve birbirlerine kibar davranmayı başarabilirlerse. Ben bir adamın ikinci karısı olsaydım eğer; oyunda gerçekten ikinci evliliğini yapan bir adamın mutlu karısı olmak isteniyorsa nelerin yapılmaması gerektiği öyle güzel anlatılıyor ki, bu konuda fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak şu öneride bulunabilirim. Evliliği biten bireyler, henüz bu kaybın yasını tutmadan ve normal hayatlarına dönmeden, evliliklerinde kendi adına yapmış oldukları yanlışları kendilerine itiraf edip bunları düzeltmeden ikinci bir evliliğe yelken açmasınlar. Hele hele evliliklerinden çocukları da varsa. Çocukların hangi ebeveynin yanında kalacağı hususu da hiç fark etmez. Bu süreci bir uzman yardımıyla da atlatabilirler.

Ben bir garibanın karısı olsaydım eğer; “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” diye bir atasözümüz vardır. Evlenmeden önce şartlar çok kötüyse, muhtemelen evlendikten sonra düzelmez. Her iki taraf da kendini geliştirmiş ve eğitimlerini tamamlamış ise başlangıçtaki zor şartlar gelecekte eşleri birbirine bağlayabilir ve varlıklarını artırabilir. Yine bir söz aklıma geldi “Varlık seviştirir, yokluk dövüştürür.” Bu mesajı oyundan çok güzel alabiliyorsunuz.

Ben bir cücenin karısı olsaydım eğer; eş seçiminde var olan kuramlardan biri olan “Bütünleyici gereksinimler kuramı”ndan bahsedersek; bireyler eş seçiminde kişisel ihtiyaçlarını ön planda tutarlar ve gereksinim duydukları şey, eksik gördükleri yönlerini tamamlayabilecek bir insanı seçmektir. Örneğin, baskın olmaya alışmış bir birey eş olarak daha çekinik ve yönlendirilme gereksinimi olan bir bireyi eş olarak seçmek isteyebilir ya da korunmak, şefkat ihtiyacı fazla olan bireyler onlara şefkat gösterebilecek bireyleri eş olarak seçebilirler. Ancak bu konuda çok dikkatli olmalıyız. Çünkü bu konuyu abartır, eş seçimini ve evlilik kararını aceleye getirirsek elimizde ne uzayıp ne de kısalabilecek cüce bir eş kalabilir.

Ben bir internet kafe’nin sahibinin karısı olsaydım eğer; Evliliklerin zaman hırsızı ve altındaki saatli bomba olan sanal ilişkiler konusu ve bununla mücadele edilmesi gereği o kadar güzel işlenmiş ki bir kelime bile ekleyemiyorum. Ben avare bir adamın karısı olsaydım eğer; Mutsuz ailelerde büyüyen bireylerin eş seçiminde yaşadıkları bir paradoks vardır. Tiyatro oyunu kadınlar üzerinden mesajlar verdiği için ben de kadın üzerinden örnek vermek istiyorum. Eğer çocukluğunda alkolik, avare ve aile içi şiddet uygulayan bir babaya sahip genç bir bayan her ne kadar babasına kızıp gelecekte böyle bir erkekle evlenmeyeceğine söz vermekle beraber, bazıları tam da babaları gibi olabilecek bir erkekle evlenebilirler. Belki de bilinç altında hep babasının düzelmesini istediği için böyle bir erkek seçip onu düzeltme güdüsünün etkisinde kalmış olabilir. Oyunda da çok güzel işlendiği gibi bu tam bir hayal. Büyüklerimizin söylediği gibi “Yanlış hesap Bağdat’tan döner” dönmeli de. En iyisi doğru eş seçimi yapmak galiba.

Ben bir kasabın karısı olsaydım eğer; eş seçiminde elektrik almadığımız, hoşlanmadığımız, kendisini her konuda geliştirme düşüncesi ve çabası olmayan insanları baştan elemekten çekinmemeliyiz. Nasıl ki bir masa en az üç ayakla ayakta durabilirse, evliliklerin de mutluluğu için eşlerin birbirini çekici bulması ve cinsel yönden de birbirini tamamlaması uygun olur. Oyunumuz bu konuya da dikkati çekmekte.

Ben lüzumsuz bir adamın karısı olsaydım eğer; oyunda ki lüzumsuz adamın “Pişman olmayasın sakın” ifadesi gerçeği ne kadar da güzel açıklıyor. Ben kendi oğlumun karısı olsaydım eğer; evliliklerin ilk günlerinde çiftler birbirinin sevgilisi olup eş rollerini çok iyi oynayabilmektedirler. Ancak hamilelik ve bebeğin doğumu ile özellikle annelik güdüsüyle kadın eş ve sevgili rolünün önüne annelik rolünü getirebilir. Bunun sonucunda erkek kendisini dışlanmış gibi hissedebilir ve istenmediği ortamdan işine veya dışarı hayatına kendini verebilir. Bazen de tam tersi olur ve erkek babalık rolüne kendisini fazla kaptırabilir. En iyisi çocuğumuzla ilgilenirken anne baba rolünü, eşimizle ilgilenirken eş ve sevgili rolünü oynamamız diye düşünüyorum.

Ben bir demiryolcunun karısı olsaydım eğer; kendini tamamen işine vermiş bireylerle evlilik bir süre sonra tam bir hayal kırıklığına neden olabilir. Hayatımızı iş, aile ve kendimizle ilgili hususlara zaman ayırabilecek şekilde yönetmeliyiz.

Ben bir futbolcunun karısı olsaydım eğer; evliliklerde çok para kazanılan zamanlarda müsrif olunmaması ve gelecek için yatırım yapılması hususu oyunda çok güzel anlatılıyor. Ben bir oyuncunun karısı olsaydım eğer; oyunda eşlerin uygun iletişim ve etkileşim kalıplarını kullanamaması sonucu aldatma süreci ve sonuçları çok iyi işlenmiş. Bu konuda “Kanı kanla temizleyemezsiniz” sözünü hatırlatarak bir sonraki sahneye geçmek istiyorum.

Ben bir bankacının karısı olsaydım eğer; gençlere evliliklere girerken kendilerine şu soruları sorup yanıtlarını masaya yatırmalarını tavsiye edebilirim. “Ben kimim ve evlilikten ne bekliyorum?” “Karşımdaki kişiden ne bekliyorum?” “Karşımdaki kişi kendisini tanıyor mu?” “Karşımdaki kişinin evlilikten beklentileri neler?” “Karşımdaki kişinin benden beklentileri neler?” Eğer bu yanıtlar birbiri ile uyumlu olursa evlenmek her iki taraf içinde mutluluk getirebilir. Oyunda bu husus çocuk örneği ile çok iyi anlatılmış.

Ben bir ayyaşın karısı olsaydım eğer; evlilik doyumunun en düşük olduğu ve aile içi şiddetin en çok yaşandığı evliliklerin bu evlilikler olduğunu düşünüyorum.

Bütün bu değerlendirmeler ışığında; oyunun hem çok eğlendirici olduğunu hem de mutlu evliliklerin kurulması ve geliştirilmesi konusunda izleyenlere farkındalıklar yaşattığı görüşündeyim. Oyunu izledikten sonra kendime bir söz verdim. Hatice Meryem Hanımın tiyatro oyununa uyarlanan eserini baştan sona okumak ve Funda Mete Hanımın yöneteceği her oyunu izlemek… Saygılarımla. Evlilik ve Aile Danışmanı Bülent Şen

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

2 Yorumlar

şükriye 02 Ocak 2012 - 22:24

bende 10 yıl önce boşanmış birisi olarak 17 yıl cileli gecen evliliğimi bitirdim cok zor kurtuldum fakat cocuklarımı 10 yıldır göremiyorum bana karşı nefret duyuyorlar ben piskratılık olana kadar ayrılamadım en sonunda olmemek pahasına ayrılmak istedim karşılığında cocuklarımı bana vermeyeceğini beni bu sekliyle cezalandırıldığımı soyledi yaşama pahasına kabul etmek zorunda kaldım . ailem doğulu olduğu icinde bu boşanmayı hor görüp bana yardımcı olmadı aynı zamanda ailemi tehtit ediyordu eşim v.s ama olan bana vede cocuklarım annesiz kaldı hayat,ta kaldığıma şükrediyorum. vede bundan sonraki hayatıma artık erkek sinek bile giremiyor feminist oldum.

Cevapla
ogul 07 Şubat 2013 - 17:15

cok guzel tiyatro gitmenizi tecih ederim 😀 😀 😀 …………..

Cevapla

Yorumunuzu Bekliyoruz !