Anasayfa Sizden Gelenler Sensiz Zaman Mıhlanıp Kalıyor… Bir Aşk Hikayesi…

Sensiz Zaman Mıhlanıp Kalıyor… Bir Aşk Hikayesi…

Yazar: Meriç Gizem KOYUTÜRK

Boğazda bir düğüm, yürekte çarpıntıdır. Sevdiğini söylemek zordur. Utana sıkıla dökülür sözcükler ağızdan, sanki bir kabahatin varmış gibi. O yüzden çantandaki bir kağıdın altına “Seni çok seviyorum…” yazıp koymuştum. Okuyunca hem şaşır hem mutlu ol diye. İlk defa da söylüyorum ya, heyecanlıydım. Ama nerden bilebilirdim ki bir şirketle yapacağın sözleşme kağıdının altına yazdığımı ve toplantıda sekreterinin boş bulunup bağıra bağıra okuyacağını. Hem kimsenin bilmesini istemediğimiz hem de herkesin öğrenmesini istediğimiz duyguyu herkese açıklayarak başlamıştım seni sevmeye.

Şaşkın, çocuksu hallerim mi bağlamıştı beni sana bilmem; ama zamanla birbirimizi kaybetmekten korkar olmuştuk. O yüzden hiçbir yemeğe, davete, misafir oturmasına yalnız gitmezdik. İşlerimiz ve kendimize ayırdığımız arkadaşlarımızla geçen özel anlarımızdı ayrılık noktalarımız. Ama nerede olursak olalım günü beraber evimizde sonlandırırdık. Gizli bir anlaşma yapmış gibiydik, dargın olduğumuz geceler bile ayrı yatmak yoktu kurallarımızda. Zaten dünü yanında tüm ağırlığıyla taşımak değil midir en büyük hata? Gecenin sabahında dargın başlamazdık güne hiçbir zaman.

Aldığımız kararlardan, yapacaklarımızdan, yaptıklarımızdan hep haberimiz olurdu, gizlimiz saklımız olmazdı. Birbirimizi kırmamak için değil; başkalarına karşı yeri geldiğinde birbirimizi savunabilelim, birbirimizden haberimiz yokmuş gibi görünmeyelim diye.

Varlığın içinde evlendik; ama yokluk yaşadığımızda bir suçlu yaratmak yerine beraber yüklenmeyi bildik bunu. Senin aile yadigarı köstekli saatinden vazgeçmen de benim aile yadigarı broş ve takı setimden vazgeçmem de onun için zor olmadı. Ailelerimizden kalan tek değerli şey olarak onları değil birbirimizi görmeyi bildiğimizdendi galiba bu. Elimizde belki de kalan son değerli şeyin birbirimiz olduğunu düşünmemizdendi böyle zor anlarda kenetlenmemizin nedeni.

Kimi zaman bir şarkı; kimi zaman bir dans; kimi zaman bir kahkaha; kimi zaman farklı açılardan savunulan düşünce; kimi zaman bir gözyaşı; kimi zaman da bir tartışmaydı bizi birbirimizin gözünde yücelten, en inanılmaz duygunun birlikteliğimiz olduğunu düşünmemizi sağlayan.

Bazen başkalarının yanında birbirimizi aklamak oldu; bazen de kenara çekip yanlışımızı sadece birbirimize söylememiz oldu sevgimizin adı. Kabahatleri önce unutan, kapatan hep diğer taraf oldu. Mahcup olmamak için değil, mahcup etmemek için.

Birbirimize uymayan, sevmediğimiz yanlarımızı törpülemek yerine alışmaya çalıştık. Beraber yaşamayı öğrenip birbirimizi tanıyınca da her güne aynı kişiyle uyanarak, sevgiyle başlamak kaçınılmaz oldu; çünkü birbirimizi değiştirmeye değil, tanımaya çalışarak paylaştık hayatı.

Ben senin erdemliliğinde, olgunluğunda şekil alıp hayatı öğrenirken; sen benim masumiyetimde, içtenliğimde huzur buldun. Sevgiyi sen öğrettin ben işledim; yalnız dünyamızda kalabalık olmayı başardık. Hayatı paylaşmayı, beraber yaşamayı başardık.

Birbirimize yalan söylemedik hiç, sakladığımız sırlarımız da olmadı. En azından sen böyle biliyorsun. Ben bu yükü yıllardır taşıdım artık yeter, sana söyleyeceğim. Sırrımız kalmasın hiç. Ta evliliğimizin başından beri senden iki şey sakladım:

Laf ağızdan bir kere çıkar eski topraklarda, babamın babana sözü var diye evlendik; 17’mde daha hayatı yeni kucaklamaya hazırlanırken; kendimi tanımaya çalışırken; hayallerimi şekillendirirken… Babalarımız çok yakındı; ama biz çok fazla bir arada zaman geçirmemiştik. Zaten deli gönlüm seni değil; yakın arkadaşın İhsan’ı seviyordu. Bunu kimse bilmedi.

Evlendikten birkaç hafta sonra İhsan bize habersiz oturmaya gelmişti. Sen o gün akşam yemeğinden sonra yiyelim diye en sevdiğin tatlıdan alıp gelmiştin, kazandibi. İhsan gayet lakayt “ Mihriban yapmamıştır. Tahsin Amca’dan aldın demi. Gerçi benim ki de laf sen başka yerde yemezsin ki bu tatlıyı.” diyip masadaki tatlıya yumulduğunda bana göz kırpıp “ Tabi ki de Mihriban yaptı. Sen onun eli ne kadar lezzetli bilmezsin” demiştin. Çok şaşırmıştım İhsan gibi ben de. İhsan inandı benim yaptığıma, övgülere boğdu beni. Daha yemekleri tatsız tuzsuz yaparken kazandibini leziz bir şekilde başarıyla sunabileceğimi düşünmen garip ama gururlandırıcıydı. Bunu yapabileceğime kendimi inandırmam zaman almadı ve zaman içinde gerçekten muhteşem yemekler yapan biri olmamı sağladı bu küçük yalan. Yüzümde koca bir tebessümle kapattım o geceyi.  Beni aslında sevip kavuşamadığım adama karşı mahcubiyetten kurtarmıştın, hissettiğim duygu buydu.

İki ay geçmemişti ki çantamdaki sağlıklı olduğuma dair raporlarımın aksine ailelerimize seninde orada öğreneceğin yalanı söyledim: “Çocuğumuzun olmamasının nedeni benim. Benim çocuğum olmuyormuş” derken sana karşı olan borcumu ödemek; senin beni akladığın gibi benim de seni aklamaktı niyetim. Kendimce senin kusurunu başkalarına örtbas edip borcumu ödemiş olacaktım sana, daha sonrada sana bu gerçeği söyleyecektim; ama olmadı söyleyemedim. Çünkü sen beni kendine bağlayıp sessiz kalmamı sağlayacak sözcükleri ağzından döktün o gece: “Sen kafana hiç takma. Herkesin çocuğu olacak diye bir kural yok. Takdir Allahın, sorgulayamayız. Ben çocuğun olmuyor diye senden vazgeçecek değilim, seni çocuk için sevmiyorum ki vazgeçeyim. Seni sen olduğun için seviyorum. Biz birbirimize yetelim, ağzımızın tadı bozulmasın bana yeter. Sevgi bütün açıkları yamalar; gerçek sevgiyse eğer. Kimsesiz, sevgisiz çok çocuk var, bir tane değil bir sürü çocuğumuz olur yeter ki sevgimizi başkalarına da yansıtmayı bilelim Mihribanım” diyip beni öpüp yatmıştın. Bense o gece uyuyamadım. Doğru, bizim hiç çocuğumuz olmayacaktı. Ben bunu göremedim seni aklamaya çabalarken. Peki, sen kusurlu olduğunu öğrenip benim yalanımdan önce dile getirseydin ben aynı erdemi gösterip böyle karşılar mıydım? Aynı sevgi sözcüklerini dile getirebilir miydim? Mahcup etmek yerine kalbimde yüceltebilir miydim seni? Borç olarak görüp söylediğim yalanın aslında ne kadar büyük bir sevgiye sahip olduğumu göstereceğini tahmin edemezdim. O geceden sonra seni kaybetmekten korkarak yaşadım, sana bağlandım ve seni gerçekten sevdim.

Sevgiyle göz göz işlediğimiz nakışımız 58 yılını tamamladı bugün. Bir yılımızı daha bu sırla geçirmeyelim diye sana evlilik yıldönümümüzde söylemek istedim bu iki sırrımı. Rahatladım valla. Bunca yıl sakladım içimde kalmıştı. Böylece gizlim saklım kalmadı senden Hikmet Bey.

Seninle sevgiyle güne başlarken, zaman geçirirken meğer ne kadar hızlı akmış zaman. 58 yıl dile kolay. Seninle tazı olan yelkovan 7 aydır sensiz mıhlanıp kaldı yerine. Belli anlarda tekleyip çalışan saat gibi zaman. Yanına gelince çalışıyor akşam karanlık çökene kadar geriden takip etse de zorla ilerliyor; akşam oldu mu duruyor. O yüzden her gün erkenden, sevgiyle güne başlayayım, zaman da cömert davranıp biraz ilerlesin diye koşup mezarlığa yanına geliyorum.

Neyse ben gideyim artık, Yetiştirme Yurdu’ndaki çocuklarımız beni bekliyor. Bugünkü özel günümüz için bir sürpriz hazırlamış Müdüre Hanım. Yarın sana tüm detaylarıyla anlatırım. Hoşçakal…

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

2 Yorumlar

NEROS 31 Ocak 2011 - 15:49

Canım;yazını duygu yüklü ve boğazımda kocaman bir düğümle okudum,AĞLADIM.Ne mutlu yarım asrı sevgiyle tüketenlere.ne mutlu birbirini tamamlayıp yola devam edenlere.Ve ne mutlu gidenin arkasından da özlemle yadedene… Günümüzde gerçekten böyle bir yaşanmışlık var mı bilmiyorum ama bugün yaşı 70 ve üzerinde olan insanlarımız böyle sevgileri yaşadılar,bunu biliyorum.
Yüreğine ve kalemine sağlık.Böyle güzel bir aşkla geçecek sağlıklı ömür diliyorum.

Cevapla
Şamil 31 Ocak 2011 - 18:47

Hayatın çetin yollarını ne güzel dile getirmişsin. Paylaştıkça sevgimizin artabileceği ve bu sevgi bir ömür boyu sürebileceği ne güzel anlatılmış. Emeğine, yüreğine, kalemine ve o eşsiz güzelliğine sağlık canım kardeşim. Yazılarının devamını bekliyoruz…..

Cevapla

Yorumunuzu Bekliyoruz !