Anasayfa Boşanma Psikolojisi Medea komplexi -Boşanmada Art Niyetli Anne Sendromu

Medea komplexi -Boşanmada Art Niyetli Anne Sendromu

Yazar: Dr. Erkut ERDOĞAN

Ülkemizde her yıl onlarca boşanma olmakta neredeyse her 6 evliliğin 2 tanesi boşanmayla sonlanmaktadır. Boşanmayla alakalı veya alakasız onlarca aile içi şiddet olayı ile  karşılaşılmakta ve sorunlar doğru analiz edilmediğinden birçok cinnet vakası veya dram göz ardı edilmekte gün yüzüne çıkmamaktadır. Adliye koridorlarına yansıyan bir çok olay aslında örtülüde olsa birazdan bahsedeceğim  iki sendrom ve bir kompleks ile alakalı ortaya çıkan durum olarak tanımlanmıştır.

Ülkemizde yapılan birçok istatistikte bu yüzden bu sendromlar göz ardı edildiğinden  yanlış okunmaktadır. Şayet bu sendromların doğurduğu sonuçları işin içerisine katacak olursak farklı sonuçlar elde edebileceğimiz gün gibi aşikâr olacaktır. Bunlara örnek verecek olursak: aile içi şiddet, cinsel istismar davaları ensest ve pedofili vb.alanlarda yapılan  ilgili istatistikî verilerin gerçekliğiyle alakalı ciddi sorular akla gelecektir.

Bu sendromlar   Amerika birleşik devletlerinde Dr. Richard Gardner tarafından tanımlanmış  hukuk ve tıbbı çevrelerde özellikle çocuk psikiyatrları ve boşanma avukatları tarafından uzun tartışmalar sonunda kabullenilmiştir. Ceza ve aile mahkemelerinde gittikçe artan velayet kavgalarında özellikle artan fabrikasyon (kurgu )  istismar davalarından dolayı yaptığı gözlemlerde elde ettiği sonuçlarla, gerçek ve kurgu istismar ayrımını tanımlayan Gardner bu davalarda ortak birçok özellik bulmuş davranış biçimlerine göre çocukların yaşadığı beyin yıkama sonucu ortaya çıkan Türkçemize ebeveyne yabancılaşma sendromunu olarak çevrilen durumu sonuçlarıyla beraber yazmıştır.

Ülkemizde     Medea Kompleksi ile veya Pariental Alienation Syndrome ile ilgili hiç kimsenin çalışma yapmadığını fark ettim. Bu  akademisyenlerin hiç ilgilenmediği ama toplumsal yara olarak birçok vakıanın ardında gizli kalmış bir durumdur. bu konuyla alakalı çalışma grubu kurmak adına bilinirliğini artırmak bile yeterlidir. Kısaca bahsetmek gerekilirse:

Medea Kompleksi: Yunan tragedyalarından  Euripides in yazdığı medea tragedyasında bahsedilen Medea nın ruhsal durumuyla özdeşleşerek Medea Komleksi olarak tanımlanan kadının kıskançlık ve adanmışlıkla intikam arzusundan  köken alan bir hastalıktır. Kısaca aldatıldığını düşünen kadın (yıkık hüsran ve kızgın)eski kocasından intikam alabilmek amacıyla çocuklarını öldürerek ona gösterir.Tabi ki buradaki öldürme modern dünyamızda semboliktir ölümle eş duran unutturma anlamındadır.Yani anne  boşanmada art niyet sergileyerek bilerek veya bilinç altı bilmeyerek çocukları babaya karşı duygusal tacize maruz bırakır ve babalarına yabancılaşmalarına sebebiyet verir .Bu konuda ülkemizde  ilk olacak çalışmalardan biri bu konunun mağdurlarının bir araya gelerek oluşturdukları boşanmış babalar platformu tarafından makale çevirisi ve bilinirlik açısından oldukça önemli  fakat yine de yüzeysel olarak ele alınmıştır . http://www.bosanmisbabalar.com/aysen3.htm adresinde de görüleceği gibi Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu Medea kompleksinden bahsedilmeden çocuklar açısından ele alınarak bahsedilmiştir.

Oysaki günümüz modern dünyasında anlamsız gelen birçok davanın ardında bu kompleksin Paranoya ve Histeriye ittiği kadınlar mevcuttur. Özellikle boşanma davalarında büyük oranda kendini gösterir fakat boşanma davaları bittikten sonra da boşanma hükümleriyle alakalı gerek velayet gerekse nafaka bakımından Boşanmada Kötü Niyetli Anne Sendromu olarak tanımlanan Amerikan hukuk sisteminde kanada hukuk sisteminde yeri olan bir vakanın köklerini oluşturur. DIVORCE RELATED MALICIOUS MOTHER SYNDROME Ira Daniel Turkat, Ph.D. (http://www.fact.on.ca/Info/pas/turkat95.htm ) örnek olarak verilebilecek bir sitedir. Burada da görüldüğü gibi ana sorun boşanmadan hemen sonra başlamakta ve duygusal tacizin boyutu ayrıntısıyla bahsedilmektedir. Boşanmada art niyetli anne sendromu işin maddi kısmında nafakayla alakalı art niyet sergilerken velayet kısmında yabancılaştırıcı rolüne bürünerek çocuk veya çocuklarını babaya karşı kışkırtmaya yabancılaştırmaya ve kullanmaya kalkar. Bu durumda çocukları ciddi bir duygusal tacize maruz bırakarak hırpalar ki çocuklarda baba imajının yok edilmesinden depresyonlara travma sonrası stres sendromu olarak başka travma ölçekleriyle karıştırılabilecek rahatsızlıklara yol açar.

Tekrar belirtmekte yarar görüyorum ki ülkemizde henüz yeni yeni şiddeti giderek artan bir çok davanın kökleri bu duruma kadar uzanır. Duygusal taciz o kadar şiddetlenebilir ki annenin babayı fabrikasyon (üretme/kurgu )bir cinsel istismar davasına dahi dönüştürebilir. bu duruma yabancı olan çocuk psikiyatrları ve profesyoneller  gerçek istismar veya kurgu istismar tanımlamalarının yapıldığı makaleleri okumamışlarsa uzun süren bu duygusal tacizin birer parçası olurlar ve mahkemeler uzadıkça da kötü niyetli anne sendromu başarılı bir yabancılaştırıcı olarak çocukların gözünde baba imajının yok edilmesi sağlanmış olur. Kurgu cinsel istismar davalarında belirgin özellikler adli psikiyatrın da konusu olmakla beraber ülkemizde henüz bu konuyla alakalıda bir ayrım ölçeği tanımlanmamıştır. Duygusal istismarın ebeveyne yabancılaştırma sendromunun en ağır şekli olan babanın cinsel istismarla ithamında Gardner aşağıdaki ölçeği bir ayrım olarak vermiştir.  Öfkeli, hiddetli kızgın anne, boşanmadan bir yıl sonrasında ortaya çıkan itham, maço özellikler taşımayan baba,8 yaş altı çocuklar, bu davalara konu olan ithamlarla fiziksel bulguların çelişmesi uzayan tedbir durumlarının davaların  olması belirgin ayrım ölçeklerini teşkil etmiştir.
Bu konuyla alakalı makaleler Amerikan adli psikiyatri dergilerinde sıkça bulunmaktadır. Kısaca yenilersek Boşanmada Art niyetli Anne Sendromu’nun en ağır şekli istismar suçlaması günümüz ülkemizde bir salgın gibi büyümektedir. Hukuki ve tıbbi çalışmalar geri olduğundan birçok vaka sürüncemede bırakılarak hem çocuk hem de babalar açısından mağduriyetler  çok büyümüştür. İşin ilginç yanı gerçek istismar davaları bile bazen arada kaybolabilecek kadar hukuki vahamet bir hal almıştır.
Ülkemizde velayet kontrolü yapan herhangi bir resmi kurumun olmaması velayet sahibi annenin her türlü duygusal tacizine açık çocukları koruyabilecek bir mekanizmanın da kurulamamasından çocuk hakları bakımından ciddi bir risk oluşturmaktadır.bu konuyla alakalı bir çok çalışma mevcuttur bunlardan bir kaçının sitesini veriyorum: http://www.fact.on.ca/Info/pas/walsh99.htm makaleler incelendiğinde olayın vahameti daha çok gözler önüne serilmektedir. http://www.fact.on.ca/Info/pas/gard01b.htmhatta işin daha ileriki aşamalarında adli tıp makaleleri işin ciddiyetini gözler önüne sermektedir.http://www.ipt-forensics.com/journal/volume2/j2_3_1.htm
Bu konulardan habersiz basmakalıp bir sistemle raporlar alınarak yaratılan birçok mahkûmiyetin vicdanları rahatsız eden kısmı işin uzmanı diye ortalara çıkan gerek akademik gerekse hukuk kısmını dolduran kişilerin aslında hayatlarında bir kaç makale okumaktan ve toplasanız üç makaleyi geçmeyen yayınlarla ortalarda dolanmasıdır.1985 yılında salem cadı davalarına benzetilerek tanımlanan bu hastalıklar 2011 Türkiye’sinde hala bilinmemekte birkaç insanın kişisel mücadeleleri ile tanımlanıp hukuk sistemi içine alınmaya çalışılmaktadır.

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

Yorumunuzu Bekliyoruz !