Anasayfa Sizden Gelenler Korku ete kemiğe bürünürse?

Korku ete kemiğe bürünürse?

Yazar: Ayşe Türkmen

Ne illet bir şeymiş bu korku.

Nasılda giriverdi evimize, içimize, benliğimize.

Cesur, annesinin elini tutmadan kaldırımda yürüyen;

bakkala yalnız gideyim ekmeği ben alayım büyüdüm diyen;

sinirlenince hızlı adımlarla önden önden yürüyen; tavır koymayı bilen; kız nerede şimdi?

Korku ete kemiğe bürünürse neler değişirmiş insanın hayatında, artık anladım.

Küçücük bir yürek nasıl feryat eder, artık biliyorum.

Birkaç tokatın insanın hayatını, benliğini nasıl ele geçireceğini de.

Dayak olayından sonra rüyalarımıza giren ete, kemiğe bürünen korku evimizin içinde şimdi.

Güpe gündüz bizimle salonda oturuyor, banyoda, mutfakta ve hatta tuvalette yanıbaşımızda.

Kızım artık onu her yerde görüyor.

“Bir iskelet onu takip ediyormuş, siyahlar giyinmiş. Sürekli öfkeli.”

Kızım o iskeletin kendisine dokunmasından, dövmesinden korkuyor.

Travma dedi psikiyatrist. Yalancı halüsinasyona neden olurmuş yaşananlar.

Yalancı olduğunu anlatabilsem keşke. “Görmüyor musun anne?” diyen sesi susturabilsem.

Evet, küçük bir öfke, ani bir tavır. Belki istenmeden atılan hesapsız birkaç tokat. Yada uzmanların dediği gibi ani öfke paylaması …

Adını ne koyarsanız koyun.

Hiçbir şey artık eskisi gibi değil. Çıksın hayatımızdan dediğiniz anda çıkmıyor. Oysa boşanırken çıksın hayatımdan artık bu yaşadıklarım demiştim. Bitsin…

Öyle sakin, usul usul toplamıştım eşyalarımı. Bana ait olmayana el uzatmadan. Tek çöp almadan. Hak etmediğime el sürmeden. Mutsuz olacaksam eğer emeğimin geçtiği parçalarda kalsın onda dedim. Ben çalışır yeniden alırım.

Ama olmuyor işte. Hayatımızdan çıkaramadığımız şeylerde var. Siz kabullenirken geçmişinizi, aynı özgüveni, aynı sakinliği karşı taraf göstermiyorsa ters giden bir şeyler mutlaka oluyor. Kalpler kırılıyor, eller kalkıyor. Öfkeler bedenlerde patlıyor, iskeletler kara üzüm gözlere, minik kalplere yerleşiyor.

Anladım artık elimizi kaldırırken de ağzımızı açarken de dikkatli olmalıyız.

Peki bunu öfkesi içinde volkan bir babaya nasıl anlatırım, bilemiyorum.

Terkedenin sadece eşi olduğunu, kızının ise hala onun bir parçası olduğunu nasıl anlatırım…

Bilmiyorum.

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

1 Yorum

aslıhan 27 Ağustos 2010 - 19:19

Yazınızı çok beğendim Ayşe hanım.
Bu küçücük kalplerde, bedenlerde akıllarda açılan yaralar nasıl iyileşir? Belki beden iyileşir ama o çocuğun yaşadıklarını zihninden nasıl silebiliriz? Hele bunu yapan onun babasıysa!
Keşke herkes sizin gibi duyarlı olsa, bir evlat sahibi olmayı veya bir çocuğu sevmenin değerini gerçekten bilse. Konuşsanız bu babalarla ” Ben çocuğumu çok seviyorum.” derler hatta aldığı hediyeleri görüp “vay be böyle babalar da var mıymış? Keşke bizimki de çocuğu böyle sevindirse.” deriz. Ama asıl böyle ballandıra ballandıra anlatanlardan korkun. Gösteriş için bayramda seyranda millet bizimkini güzel görsün deyip pahalı mağazalardan alınan kıyafetlerle babalık olmuyor. Daha doğrusu baba olunmuyor. Babalık yürek ister, sevgi ister, emek ister… boş laflarla pahalı kıyafetlerle baba olunmuyor.
Size sabır ve sağlık, kızınıza da bu travmayı atlata bilmesi için güç diliyorum. İnşallah tez zamanda kızınızın babası yaptığı hatayı fark eder ve size olan öfke, nefret, çekememezlik artık adına ne derseniz deyin bu duyguları çocuğundan çıkarmaz. Sevgiler…

Cevapla

Yorumunuzu Bekliyoruz !