Anasayfa Sizden Gelenler Hoşçakal…

Hoşçakal…

Yazar: Meriç Gizem KOYUTÜRK

Sen çekip giderken ardına bakmadan sessiz; gözlerim gittiğin yolda takılı kaldı öylece. Ne senin dönüp bana sarılmaya niyetin vardı ne de benim sana “ Dur, gitme!” demeye. Gözlerimden inerken yaşlar ardından, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Sen uzaklaşıp bedenin küçüldükçe, kısık gözlerle sana bakıp geçen zamanı düşündüm ve ardından koşup seni durdurmamı gerektirecek sebepler bulmaya çalıştım hafızamın derinliklerinden.

Heyecanla eve geliş saatlerinde seni pencerede beklerken, kafanı kaldırıp gülümseyerek el sallamalarınaydı mutluluğum. Başlardım sana cümlelerimde noktalama işaretlerini kullanmadan günümü anlatmaya. Sanki nefes alırsam susturacakmışsın gibi sıralardım sözcükleri peşi sıra, konuşmana fırsat vermeden. Sonra da gözlerim gözlerine kenetlenmiş senden o günden izler taşıyan bir şeyler dinlemeyi beklerdim. Bazen önemseyip heyecanıma ortak olurdun, bazen de(ki çoğu zaman) geçiştirip işe dalar veya televizyon karşısında otururdun. İşte o zaman anlardım bugünün benim için bittiğini. Uyumalıydım biran önce ki ertesi gün de aynı heyecanla karşılayabileyim seni. Hem belki ertesi gün anlatacak şeylerin olur bana. Pencerede olduğumu görmeden geçtiğin zamanlarda ise, o gün yolunda gitmeyen şeyler olduğunu anlardım; sessiz kalmayı tercih ederdim çoğunlukla, odaya çekilirdim.

Ne zamandır sen eve geldiğinde ben hep odada oluyorum. Ne zamandır cümlelerimde noktalama işaretlerini kullanıyorum. Konuşmalarımı mazeretlerle böldükçe cümlelerim kısalmış meğer. Akşamları hiç konuşmadan yattığımız günler çoğunlukta.

Ne zamandır sarılmıyorsun bana. Oysa bana sarılmana, seni gerçekten hissetmeye ne çok ihtiyacım vardı. En son ne zaman öptün beni, hatırlayamıyorum… Kahkaha atmayalı ne zaman olmuş öyle. Şöyle doyasıya sohbet edip zaman geçirdiğimiz günler hafızamdan silinmiş. O kadar uzaklaştık mı birbirimizden? Ne zamandır sadece bedenen yanımdasın acaba?

Oysa ben sadece senin bana öğrettiğin gibi sevmiştim seni; sorgulamadan, inanarak.  Sarılırken sana, sonsuz güvendi hissettiğim. Şanslı görüyordum sana sahip olduğum için kendimi. Seninle şekil aldım ben. Kuralları sen koymuştun hayatıma; kimi zaman sevmesem de sözünden dışarı çıkamazdım. Ben de bir bireydim ve özgürlük benim de hakkımdı; ama öyle aşılamıştın zamanında. Sana karşı gelip baş kaldıramazdım, uymak zorundaydım çaresiz, sevmesem de kurallarına, sınırlarına. Bir gün kendi kurallarımı yaratacağıma inanıyordum ve sabırla o günü bekliyordum.

Ve o gün geldi galiba, özgürüm gidişinle. Ama benim hayalimdeki özgürlük bu değildi ki… Seninle özgür olmaktı hayalim; sensiz özgür olmak değil. Bir gün avuçlarından ellerimin kayıp gideceğini hiç düşünmemiştim; elimi bırakabileceğini de…

Anne/Baba “ Dur, gitme” diyemiyorum. Sen yine benim yerime kararını verip bana izlemem gereken yol haritasını çıkardın. Yine sınırları çizdin. Sana en çok ihtiyaç duyduğum, yanımda olmanı istediğim anda yenileneceğini, yeni bir hayat kuracağını söyledin. Ve bütün bunları bensiz yapacağını da…

Peki, bunca zaman neyi başaramamıştık biz? Bu gidiş haklı gidiş mi? Benim de hatalarım var mıydı gidişinde bilmiyorum. Bildiğim tek şey koşulsuz severken seni, hiç sevilmediğim senin tarafından. Tek taraflı bağlılık, benim sevgim yetmedi seni yanımda tutmaya; ana/ baba- evlat olmaya.

Senin için yenilik ve değişim; benim için erken gelen olgunluk ve büyüme bu gidiş. Hoşçakal anne/baba, hoşçakal…

 

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

3 Yorumlar

Şamil 02 Ocak 2011 - 13:23

Yüreğine, kalemine sağlık kardeşim ne güzel anlatmışsın bir evladın kalbinden geçenleri.

Cevapla
pınar 09 Ocak 2011 - 00:16

gerçekten kaleminize sağlık… yazdıklarınız beni o kadar iyi anlatıyor ki, kendim yazmış gibi hissettim, yazınızda gerçekten kendimi buldum, tebrik ediyorum, başarılarınız devamlı olsun inş…

Cevapla
Meriç Gizem KOYUTÜRK 10 Ocak 2011 - 17:19

Pınar Hanım,
Teşekkür ederim düşünceleriniz için. Yüreğinizde bir yerlere dokunup, sizin belki de kimi zaman kendinize itiraf edemediklerinizi aynaya yansıtan kişi olup ssizinle bunu paylaşmak güzel; ama bunları yaşamış veya yaşıyor olmanız üzücü…
Yitenlerin telafisi olmuyor malesef; ama yaşadığınız ne olursa olsun hayattan tad almaya bakın; çünkü o en büyük ihtişamı ve fırtınalarıyla rolüne devam ediyor.
Yaşam sevgidir, tadını çıkarın…

Cevapla

Yorumunuzu Bekliyoruz !