Anasayfa Sizden Gelenler Eşini Mutlu Edebilme Becerisi 4000 Lira…

Eşini Mutlu Edebilme Becerisi 4000 Lira…

Yazar: Meriç Gizem KOYUTÜRK

“Babam seni burada görürse ikimizi de gebertir biliyorsun değil mi?” dememle babamın o tok, sert sesini duymamız bir oldu “Ne oluyor burada?”, “Şey baba, yani yanlış anlama. Kemal de gidiyordu. Bir şey sormak için gelmiş.” dizlerim yaprak gibi titreyip kekelerken ben nasıl ikna edeceğimi bilmez halde, Kemal “ Ben kızınızı seviyorum” diyiverdi. Yalpalayıverdim gözlerim yuvalarından fırlamış şekilde. Betim benzim attı. Ben saniyeler içinde şekilden şekle girerken babamın tek kaşı kalkmış ok gibi sivri, sert bakışları üzerime yöneldi zaten.

 

Sevgisini özgürce haykırıp, asilikler gösterecek konumda değildir bizim buralarda gençler. İçinde fırtınalar kopsa da kendi dünyasında savrulur oradan oraya, büyüklerin, etrafın ruhu bile duymaz, duyamaz. Ola ki ağızdan dökülürse hesapsızca sevgi sözcükleri, sonuçları ağır olur sevenler için. Kemal nereden bulmuştu bu cesareti bilmem. Ne cüretti babamın karşısında hiç kekelemeden, bir çırpıda “Ben kızınızı seviyorum” diyivermek. Aslında nerede ne yapması gerektiğini bilen biridir; ama bugün bir haller olmuş sevdiğim adama anlamadım.

Ben babamın bakışının ardından kükremesini duyarım diye kulağımı kapatmaya hazırlanırken babam beklentimin aksine bıyık altından gülüp Kemal’in omzunu şöyle sıkar gibi yaparak “Gel bakalım delikanlı, konuşalım biraz” dedi. Şok olmuştum, babam gayet sakindi. Madem bu kadar kolaydı aylardır, yıllardır biz niye gizli saklı, korkarak yaşıyorduk sevgimizi?

Kapı dinleme huyum yoktur; ama bugün başkaydı içeride mevzubahis olan konu bendim neticede. Yani bu ayıba girmezdi, sadece bilgi edinme diyelim. Kemal hiç nefes almadan ne zamandır görüştüğümüzü, birbirimizi nasıl sevdiğimizi anlatmaya başladı. Yüzüm kıp kırmızı, kulağım kapıda, annemin derimi sıkıştırmalarının acısıyla dinlemeye çalışıyordum pür dikkat konuşulanları. Babam “Şimdi bırak bunları bir kenara. Peki, senin gücün yetecek mi bu evliliğe?” diyince “Ben kızınızı üzmem, yokluk da yaşatmam efendim. Çok çalışıp rahat ettiririm merak etmeyin” diyiverdi Kemal. Babam bir kahkaha patlattı “ Evlendikten sonrasını sormuyorum evlat, düğün dernek sürecini soruyorum.” “Ailemin birikmişi var düğün için; borçsuz harçsız yaparız gerekenleri.” “Demek kızım için istediğim 20.000’i de ödeyebileceksin, o zaman olur. Ama sen parayı getirene kadar başka talibi çıkarsa karışmam” dedi babam pis pis gülerek. Kemal ayağa fırladı, gözleri yuvalarından fırlamış, rengi atmıştı. Görebildiğim buydu sonra ne oldu bilmiyorum, odama koştum gözlerim buğulu.

Benim bir ederim vardı artık, ne eksik ne fazla. Hatta fazlasını verecek olan olursa seve seve ona eş diye verilebilirdim. Bu noktada yaşı, durumu, uyumu, en önemlisi benim ne hissettiğimin bir önemi yoktu. İnsan evladına fiyat biçebilir mi? Biçerse bu fiyatın miktarını ne belirler? Boy-kilo 1000 lira, güzellik 2000 lira, temizlik becerisi 1500 lira, evi çekip çevirme 1000 lira, geleni gideni ağırlayabilme 3000 lira, eşini mutlu edebilme becerisi 4000 lira, eşini cinsel yönden doyurabilme, çocuk doğurabilme… Daha ne gibi ölçütler olabilir ve neye göre bu miktarlarda oynama oluyor acaba? Peki, eğer böyle bir değerlendirme varsa benim ederimin oturduğumuz evden, babamın altındaki arabadan, evimizin eşyalarından hatta ahırdaki bir ineğimizin fiyatından daha ucuz olmasına neden olan hangi eksikliklerim, hangi beceriksizliklerimdi acaba?

“Beni ne kadar seviyorsun?” sorusuna bir ölçüt biçemezken biz, babam bana ölçüt biçebilmişti. Sevgini parayla satın alırsan onun adı sevgi olur mu dersiniz? Ortada bir meblağ varken bundan sonra Kemal beni ölçüsüz sever mi? Evliliğin tadının yanında tuzunu yaşayıp kavga ettiğimiz günlerde, sinirli anında dürten şeytana uyup “Zaten kaç kuruşluk kadınsın” demez mi yeri gelip. Ailesi isteklerini yaptırmak, sözlerini dinletmek, beni kukla gibi oynatmak, istedikleri gibi gelin yapmak için yeri gelip başıma kalkmazlar mı bu ederi: “ Senin için 20.000 lira saydık yapmak zorundasın…” Belli bir ederle oğullarına eş olurken kendilerine de yeri gelip hizmetçi, hasta bakıcı olmayacak mıyım? Ne yaparsam yapayım, nasıl bir tavır sergilersem sergileyeyim saygı duyulmadığı için adam yerine konmayacağım hiçbir zaman. Babam bana duyulacak saygıya, sevgiye bedelle kilit vurup, limit belirlemişken tüm bunları yaşarken üzülmeye, sızlanmaya hakkım olmayacağı gibi 20.000 liralık konuşup söyleyecek sözüm, güvenim, dik duruşum, böbürlenmelerim, kırgınlıklarım, tavırlarım ve hatta analığım olacak artık. Limiti aştım mı yerini bilmez eş,  istenmeyen gelin, beceriksiz anne, kusurlu kız olacağım.  Ve gün gelecek evlenirken sözüme biçilen o eder insan sayılmama yetmediği gibi “Ben boşanmak istiyorum” a da yetmeyecek…

 

 

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

8 Yorumlar

umit 06 Ağustos 2011 - 13:38

Maalesef eskiden hayatımızdan başlık parası vardı.Şimdilerde kalmadı bitti tamamen diyemem ama çok çok azaldı.şimdide kendi değerini biçenler var onlara ne dersiniz.birinde ailesi satıyor bir mal gibi birinde kendisi veya çevresindeki o.ve p. arkadaşları bir kğ ete,1 kavanoz pekmeze,veya 1 kğ balık adı her neyse benliklerimizi kaybetmeden uygarca yaşamak zor mu veya yaşatmak.

Cevapla
Meriç Gizem KOYUTÜRK 11 Ağustos 2011 - 06:20

Ümit Bey inanın ben de doğunun belli yerlerinde belli geri kafalı insanların oluşturduğu kümelerin dışında başlık parası kalmadı sanıyordum taki yaklaşık 2 hafta önce evimize tadilat için gelen fayans ustasıyla tanışana kadar. Batı dediğimiz Aydın’da da söz konusu olabiliyormuş meğersem. Zihniyetler değişmedikten sonra geçen zaman beyinlerdeki kirlilikleri temizlemeye nerede olunursa olunsun hiç mi hiç yetmiyor malesef…
Ne acıdır ki, insanım hakkında söylediğiniz bir kg ete, kömüre satma olayına “haklısınız” demeyi istemezdim ama ne yazık ki o kadar HAKLISINIZ ki… Keşke benim insanım onurunu, şerefini, namusunu bu kadar ucuza satmasa, kendi olmaktan bu kadar uzaklaşmasa! Allah bizleri şaşırtmasın, bildiğimiz doğrulardan uzaklaştırmasın diyelim…

Cevapla
umit 12 Ağustos 2011 - 11:32

11 şubat 2010 tarihinde değişen sansım olaylara bakış acımdaki farklılığımdan ve kişilerin beynindeki düşünceleri görmemden dolayı 18 ay sonra bitti.İnanın ben de bitmiştim bu süre zarfında malesef 3 kuruş için öz çocuklarına koca bulmaya çalışanlar işter ğüzel ülkemizin doğusundan-batısından- kuzeyinden-güneyinden olsun önemli değil benliklerimiz, kişiliklerimiz değişip şerefimiz ve onurumuzla yaşamayı bildiğimiz zaman dünyanın en mutlu ve saygın insanı olmazmıyız. Bunları zor da olsa gördüğümüzde iş işten geçmiş oluyor.Şimdiye kadar şerefimle onurumla yaşamaya çalıştım. Canımdan bile çok sevdiğim birini kaybetmek korkusuyla ona karşı şerefimi onurumu kaybettiğim zaman oldu ama anladım ki Kişi sadece AŞK ı için onurunu kaybetmesi onursuzluk değilmiş adı Sevgi imiş.

Cevapla
Öz 13 Ağustos 2011 - 11:02

Ümit Bey gerçekten size katılmamak elde değil.Bizim toplumumuz çok cahil.Bırakın okuyup gelişmeyi,şiddetle savundukları dinin gereklerini bile getirmiyorlar.Dinde böyle saçmalıklar yok.Sorsanız inançlarını savunurlar günahı sevabı en iyi onlar bilirler namus onlardan sorulur.Ama kendi çocuklarını 3 kuruşa satarlar ve adınıda yuva kurduk derler.Söyleyecek yazacak o kadar çok şey var ki…….Sonuçta kişi sadece AŞK ı için onurunu kaybetmesi grurunu hiçe sayması onursuzluk değil miş adı Sevgi imiş….

Cevapla
ümit 20 Ağustos 2011 - 12:28

Eşini mutlu edebilme becerisi 4000 tl Nedir bu? Bu mutluluk ruha ve bedene haz bir mutluluk mudur? Yoksa nedir? bir babanın cebini doldurma mutluluğumudur.Neticede başlık parası,akraba evlilikleri,çıkar ilişkileriyle kurulan evlilikler bizlerin duygularından yoksun çevremizdekilerin ağırlığıyla kurulan birlikteliklerdir. Bu evlilikler temelinde eşler mi var yoksa çevremiz mi bilemiyorum.İki gün sonra yıkılan yuvalarda psikolojileri yıkılmış eşler çocuklar neler yaşarlar. Sevgi Mutluluk bedenen ve ruhen parayla satın alınabilecek olsaydı bunu biz insan oğlu ticarete dökerdik para kazanma hırsıyla. Gerçi yokmu diyeceksiniz var tabii ama sadece bedenen mutlu olmanın ticareti var.Bir taraf bedenen mutlu oluyor bir taraf parayla ama sevgi ve ruhen mutlu olma yok.Hastalıkta sağlıkta iyi günde kötü günde mutlukluk değil.Günü kurtaran hatta ve hatta saati kurtaran mutluluklar var. Magazin haberlerine baktığımızda görüyoruz.Tanınmış veya zengin birisinin yanında yaşca evladı yaşındaki biriyle birlikte olduğunu.Demekki sevgi parayla satın alınabiliniyormuş ama adı sevgi mi olur ne mi olur bilemem bana göre sevgi ona göre zevk diğer bir kişiye göre mutlu olmak bilemiyorum.

Cevapla
UMİT 16 Mart 2012 - 15:53

Bir zamanlar tanıdığım bir bayan a ve kızına çok değer verdim.Onların ayakta durabilmeleri için yanlarında bulundum,hastalandıklarında baş uçlarında sabahlara kadar gözlerimi kırpmadan bekledim.Anne ve babasının boşanmasından sonra arada kalan o ufak kızın 15 günde bir gördüğü fakat annesine olan öfkesinden dolayı psikolojik şiddet uygulayan babası,babasından dolayı maddiyatla sevgiyle değil ama sevgi baloncukları saçan anne vardı. O ufak kız çocuğu Amca diyerek boynuma sarılmasını hiç unutmam asla ne mi oldu, dar gününde benden istediği borç parayı annesinin yanında verdim bir kısmını bana elden verdi..aramız bozulduğunda da 5-10 kere istemem neticesinde sonunda kalan 300t banka havalesiyle bana yolladı. Ama ne mi yaptı sonra dan o banka havalesiyle beni şikayet etti yanında çalıştığım müdürümün kızına ulaşarak müdüre; 18yıllık ter temiz meslek hayatımda su an idari soruşturmanın neticesini bekliyorum.Parayı çok seven bu bayan için demek ki MUTLU OLMANIN BEDELİ 300t miş…..

Cevapla
öz 24 Mart 2012 - 17:52

Ümit Bey;geçmiş olsun demek istiyorum, durumunuza çok üzüldüm.Ama üzülmeyin bu dünyada da mutlaka ilahi adalet var. Bazen hayat bizi bu şekilde sınar.Ben inanıyorum ki bu küçük yüreğe yapmış olduklarınız size mutlaka yaşadığınız sürece başka bi şekilde iyilik güzellik şans olarak geri dönecektir. Bırakın insanlar sizi nasıl biliyorlarsa bilsinler sizin kendinizi bilmeniz daha önemli.Siz bişey kaybetmiş sayılmazsınız bırakın karşınızdakiler düşünsün kayıplarını.Ve sizede hayat yeni bi tecrübe yaşatmış öğretmiş oldu. LÜTFEN geriye değil önünüze bakın ve gülümseyin…….

Cevapla
nesli HAN 05 Nisan 2012 - 11:29

Aydın da doğulular çok, yine doğu kültürü olduğunu düşünüyorum

Cevapla

Yorumunuzu Bekliyoruz !