Anasayfa Sizden Gelenler Boşanma: Savaş Değil Barış

Boşanma: Savaş Değil Barış

Yazar: Psikolog Salim USLU

Ali, yaşadıkları aşkı taçlandırmak için büyük bir hevesle evlenme teklifinde bulunmuştu Aslı’ya. Dört yıllık ilişkilerini evlenerek devam ettirmekte kararlıydı. Üniversiteyi beraber okumuş ve bitirmişlerdi. Hayat üniversitesinde de birlikte okumak istiyordu. Ancak Aslı ile ölene kadar mutlu bir şekilde sürmesini ümit ettiği hayat beklediği gibi yürümemişti. Evlendikten üç yıl sonra çok sevdiği Aslı ile göz göze bakıyorlardı ama bir farkla; birbirini seven iki genç olarak değil birbirine hınç duyan iki düşman olarak…

Evlilikleri istedikleri gibi yürümemişti. Meğer birbirini seviyor olmak aynı evi paylaşabilecekleri anlamına gelmiyormuş. Evliliği devam ettirmek için çok daha fazlasına ihtiyaçları varmış. Bunu anlamak için geç kalmışlardı. Aynı evin içinde geçirdikleri üç yıl, anlaşmazlıklar, fikir ayrılıkları, tartışmalar, kavgalar, hakaretler, sataşmalar, imalı ve art niyetli cümlelerle geçmişti. Aynı evin içinde iki düşman gibi savaşıyorlardı sanki…

Bir süre sonra savaş meydan değiştirmiş, mahkeme salonlarında devam etmeye başlamıştı. Boşanma davaları tam iki yıl dır sürüyor. Neden mi? Onlara sorsanız çok mantıklı sebepleri vardı bunun için. Bence asıl sebep kişisel ego duygularını tatmin etmekten başka hiçbir fayda sağlamayan inatları ve üstün gelme gayretiydi. Malların paylaşımı, tazminat, nafaka vesaire savaşın kazanılması gereken cepheleriydi. Ama gözleri o kadar kararmıştı ki her ikisi de aslında kendi kendilerini mağlup ettiklerini fark etmiyor, bu süreçte kazananın olmayacağını, her iki tarafın da kaybedeceğini göremiyorlardı. Boşanma davaları hala devam ediyor…

Bir evliliğin mutlu yürümemesinin birçok sebebi vardır. Kimse hayatının bilmem kaç yılını mutsuz bir evlilik yaşayarak sürdürmek istemez ancak malum sebepler bu acı tecrübeyi yaşatır insana ve evlilik bir savaş meydanına dönüşür. Sonunda insan kendini birkaç basamak yüksekte duran kendinden emin bir hâkimin karşısında yüreğinde korkuyla karışık heyecan ve belirsizlikler yumağı içinde buluverir. Birçoklarının gözden kaçırdıkları bir nokta var ,tıpkı Aslı ile Ali’nin gözden kaçırdıkları gibi…

Çatışmalı, sorunlu bir evliliğin sonunda gelinen boşanma süreci aslında kozların paylaşıldığı, üstünlük mücadelesinin sergilendiği bir meydan değil, uzlaşma masasıdır. Ve bu masada ne kadar oturacağınız ve hayatınızın bu aşamasını nasıl noktalayıp kendinize yeni bir yön vereceğiniz sizin elinizdedir. Sancılı geçen süreci en kısa zamanda noktalayıp geriye dönüp baktığınızda kayıp olarak nitelendirdiğiniz zamanı -ki bence zamanın hiçbir noktası kayıp değildir- telafi etmek sizin elinizdedir. Hâkim önüne gelen dosyada tanık beyanlarını, delilleri vs. göz önünde bulundurup bir karar verir ama aslında bu dosyadaki kararın ne olacağını belirlemek sizin elinizdedir. Kısacası sizin hayatınız sizin elinizdedir.

Haklı haksız ayırt edilmesin mi? Hakkımızı aramayalım mı? Çektirilen çilenin bedeli ödetilmesin mi? Mağduriyetler giderilmesin mi? Tabii ki edilsin, aransın çok şsteniyorsa ödetilsin, giderilsin. Kimsenin hakkı kimsede kalmasın. Ama önce uzlaşmanın yolları aransın. Zaten mutsuz giden evliliğiniz üç yılınız, beş yılınız, on yılınız, ve belki daha fazlası kısaca en kıymetli varlığınız olan yaşamınızın bir bölümü boşanma sürecinde bir kere daha kaybolmasın.

Karşılıklı anlayıştan yoksun, hoşgörü göstermeden, sağlıksız sürdürdüğümüz evliliğimiz bari son bir kez anlayış göstererek, bari son bir kez hoşgörü ile, bari son bir kez kendimizi değil önce karşımızdakini düşünerek, bari bu kez heba olmak üzere olan kıymetli yaşamımızın belki son parçasını kurtararak bitsin…

Ne dersiniz?

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

Yorumunuzu Bekliyoruz !