Anasayfa Sizden Gelenler Baba Olmayı Başarmak… Bir Babanın Hikayesi…

Baba Olmayı Başarmak… Bir Babanın Hikayesi…

Yazar: Meriç Gizem KOYUTÜRK

İstediği gibi biri olamadığım için miydi bu öfke bilmiyorum; beni nasıl biri olarak hayal ettiğini de… Neden beni tanımaya çalışmamıştı kendi tanımlamalarını yüklemeye çalışmak yerine? Bunun daha az zamanını alacağı ve hayatımıza daha iyi ve anlamlı izler yükleyeceği kesindi.

Hep örnek gösterecek, akıl almam gerekecek arkadaşlarının çocukları vardı. Onlar neler neler başarmamıştı ki; ben anca balık tutuyordum, elimden romanı, şiiri düşürmüyordum, sıkıldığım zaman deniz kenarına gidip oturuyor öyle boş boş bakınıyordum; ona göre. Balıkları izlemekten balık beyinli olmuştum söylediğine göre.

Top oynarken kavga eden iki arkadaşımın arasına girip ayırmaya çalışırken dayak yediğim için akşam bir posta da o dövmüştü beni. Bu benim ilk dayağımdı; ama son olmayacaktı.

Önceleri sınavlarımı karnemi dikkate almazdı; ama arkadaşlarının çocukları yüksek notlar alıp ben onlardan düşük alınca ilgili bir baba olup notlarımı takip eder oldu. Aslında aldığım notlarla övünmek, benimle gurur duymak değildi amacı.” Mustafa beyin oğlu da çok başarılı” desinlerdi. Kendine pay çıkarmaktı.

Şimdi herkes her ne kadar alnımdaki izi afacanlık ürünü sansa da üniversiteye hazırlanırken babamın bir akşam çalışma odasının kapısında elinde ilçe genelinde yapılan deneme sınavının sonucu “Ahmet sayısalda ilçe birincisi, Hasan’ın oğlunun da sayısal neti çok iyi. Sen sözelden birinci olmuşsun. Benim sana otur sayısal çalış dediğim günler eline roman alıp deniz kenarına inmeyi marifet saymasaydın bu sonuçlar böyle gelmeyecekti. Aklını sayısala ver yükselt bir dahaki denemede bu netleri, benim asabımı bozma” ifadesine, “Belki de benim sözel zekam iyidir. Hem onların da sözel sonuçları çok düşük” cevabımdan dolayı yediğim tokatla sarsılıp kafamı kapının pervazına çarpmamdan dolayı oluşan kesiğin izi. Her sabah yüzümü yıkarken aynaya baktığımda yüzümdeki değil yüreğimdeki izle yüzleşerek ve “ bugün kimsenin hayatında unutamayacağı kötü iz bırakma” diyerek güne başlıyorum.

Sayısal netlerimi yükseltemedikçe yediğim dayakların sayısı da dozu da arttı. Her gün kavga eder olmuştuk. Çocukken çok bir şey ifade etmiyordu, belki ses çıkaramadığım için de; ama 17 yaşında yediğim dayaklar artık benim sabrımı zorluyordu. Delikanlı olmuştum artık, ağır geliyordu bu muamele. Hele başkalarının yanında beni aşağılaması, bağırması en ağırıma giden durumdu. Evde olsak duvarlar en iyi saklayıcı; ama dışarıda herkes tanısın tanımasın buna tanık oluyordu. Birilerinin hafızasında “Koca delikanlıyı babası bir azarladı/tokatladı anlatamam” cümlesiyle yer etmek hoşuma gitmiyordu.

Annem de kayıtsız kalırdı bu gibi durumlarda. Kendine de kızacak, arası bozulacak korkusundan dolayı seyirci kalmayı yeğlerdi. Yüz ifadesinden bana atılan tokat ve tekmelerin onun da yüreğine geldiğini hissederdim; ama hiçbir şey yapmazdı. Oysa ben çocukken babam onu dövmesin diye önüne geçip kendimi siper ettiğim için hep dayak yemiştim. Ben o yaşımda baş kaldırabiliyordum; peki, annem neden beni koruyamıyordu? Bu annemin güçsüz ve savunmasız biri olarak hafızamda yerleşmesine neden oldu. Anneme olan güven ve inancımı da zedeledi. “Her anne çocuğu için her şeyi yapar” cümlesinin hayatıma “Güçlü ve kendine güvenen anneler çocuğu için her şeyi yapar” şekliyle yer alması da bundandır.

Biz hiç baba-oğul olamadık. Babamla bir pazar tuttuğu takımın maçına gitmiştik. Çok eğlenmiştim o gün. Bana mısır da almıştı. Beraber tezahürat edip bağırıyorduk. Babamın o günkü keyfi benim ona ilk kez yakın olmama neden olmuştu. Bayramlarda sarılmak dışında ilk kez bana sarılmıştı; takımı gol attı diye. Onu öyle bir sarmalamıştım ki. İşte tam bir baba-oğul olmuştuk. Onu hissedebiliyordum, keyfimiz de yerindeydi. Vaktiyle çok üzülmüştüm; ama bugün artık mükafat günümdü. Ben maçtan uzaklaşıp bu düşüncelere dalarken meğer babamın takımı yenilmiş. Gözlerimde günün mutluluğu “Nasıl keyifli bir maçtı değil mi baba?” diye çıkışta sorunca onun çatan kaşlarını görüp yüzüme inen tokatın ardından anladım yenildiğimizi. Tokatın ardından gözlerimde mutluluğu hüzne bırakan gözyaşı ile hatırlayabileceğim güzel kareleri stadyumun kapısına bırakmıştım arkamı dönüp kalabalığın içinde ilerlerken.

Erkek erkeğe sohbet etmedik hiç. Gönlümü birine kaptırıp deli gibi aşık olduğum kızı bile anlatamadım ona. Üniversite mezuniyetimde elinden tutup işte baba sevdiğim, evleneceğim kız da bu demek yerine şöyle kadeh tokuşturup erkek erkeğe konuştuğumuz günlerde kız arkadaşımı korumak için nasıl kavga ettiğimi, ilk heyecanlarımı, ona olan aşkımı anlatırken, ona yazdığım şiirleri okurken tanıtabilmiş olmayı isterdim.

Siyasetten de toplumsal sorunlardan da hayattan da konuşmadık hiç. Belki garip ama, bir şeye kızıp aynı anda küfür etmek bile özel bir an olabilirdi; ortak bir şeyleri paylaşmak adına. Beraber bir şeyler yapmayı, o duyguyu onunla paylaşmayı çok isterdim. Dışarıdan şakalaşmalar ve gülüşmeler eşliğinde eve girip annemin hazırladığı sofrada keyifli sohbete annemi de katarak hoş bir akşam yemeği yemek de keyifli olabilirdi herhalde.

Benimle gerçekten gurur duysun, övünsün çok isterdim; üniversitede bölüm birincisi olduğumda da birkaç yıl sonra mezun olduğum üniversitenin edebiyat fakültesi kadrosuna öğretim üyesi olarak katıldığımda da ilk kitabımla adımı herkese duyurduğumda da. Günlerimiz önümüzde dizi gibi akarken hayatı paylaşmayı da hayatı beraber anlamlandırmayı da çok isterdim; olmadı…

Bunları ilk kez biriyle paylaşıyorum, ilk kez bu kadar rahat anlatıyorum kendime bile bunca zaman bu kadar rahat itiraf edememişken. Umarım seni üzmemiş ve yormamışımdır yaşanmışlıklarımla. Daha çok şey paylaşacağız hayata dair. Sana meğer ihtiyacım varmış, hem de çok. Şimdi daha bir minnettarım Mine’ye.

Aylardır bu anı bekliyordum ve işte kollarımdasın; savunmasız, kırılacak kadar narin, tüy kadar hafif, bir o kadar masum… Oysa seni hemen kucağıma almaktı hayalim; kendimi bu kadar sıkacağımı, tedirginliklerimin heyecanıma ağır basacağını hiç düşünmezdim. Bu anı yaşamak için de seninle ilk sohbetimizi gerçekleştirmek için de 45 dakika seni doyasıya izlemem ve senin yıllar sonra bile unutamayacağım kokunu içime çekmek için hemşirenin ” Neden kucağınıza almayı denemiyorsunuz beyefendi; o sizin oğlunuz.” diyerek beni yüreklendirmesi gerekiyormuş meğer.

Oğlum… Hayatı beraber doyasıya paylaşmak için aramıza, hayatımıza hoş geldin…

BU YAZILARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

11 Yorumlar

Nehir 20 Ocak 2011 - 19:15

ağlayarak okudumm tek kelime MUHTEŞEM..

Cevapla
özlem 24 Ocak 2011 - 19:58

cok güzel..sizi tebrik ediyorum..yasadıklarınızı oglunuza yasatmadıgnz için..

Cevapla
Meriç Gizem KOYUTÜRK 25 Ocak 2011 - 16:15

Çok teşekkür ederim Özlem Hanım.
Yaşadığım değil, bir bayan olarak yarattığım bir hikaye aslında; ama eminim bunu yaşayan bir çok insan var çevremizde, ülkemizde. Dilerim çoğu yazdığımı başarmış, yeni hayatları karartmamışlardır ve yaralarını sarmak için umutla sarılabilecekleri yüreklere sahiptirler…
Sevgilerimle…

Cevapla
neslihan 30 Ocak 2011 - 19:40

kaleminize sağlık meriç hanım
evlat anne bba iletişiminin ne kadar önemli olduğunu ne kadar güzel vurgulamışsınız.

ben yanlış eş saçimimi bile babamla aramızda kuramadığımız iletişime bağlarım zaman zaman.

babamla ne maça gittik nede başarılarım babama iftahar oldu. hatırladığım çocukluğuma dair tek paylaşımımız babamın traş olurken burnuma kondurduğu traş köpüğü bir de o sırada söylediği bir türkü. “makaram sarı bağlar lo kız söyler gelin aülar. niye ben ölmüşmüyem lo asyam karalar bağlar…”

Cevapla
umit 28 Şubat 2011 - 12:34

Gercekten çok güzel yazmısınız bende babamla hiç bir şey paylaşmadım, yorumlarda Neslihan hanımın yazdığı yüzümde traş köpüklerim bile olmadı.Elimden tutup yanıma oturup tiyatro,sinema,hayvanat bahcesi,alışverişmerkezi gezmedik ama pardon cok ufaktım 5-6 yaşlarındaydım edirnede oturuyordum alış veriş için o yıllarda istanbul ilinde topkapıda surların orada hatırladığım kadarıyla ismi ufi ydi herhalde bir şimdi kiler gibi büyük bir alış veriş merkezine gitti annem ben ve babam orada gezerken ben bir tane plastikten ama büyük su anda kuzuların da içine oturabilecek kadar bir kamyonu görünce anneme alalım mı anne dememle kafama patlayan saplağı hissetmem bir oldu hala unutamam aradan 36-37 yıl gecmesine rahmen.hala bakın o plastik kamyonda hevesim ama imkanımda var ama almıyorum.Her neyse bir kac gün önce suna babam benle konuşmuyordu ama Ben konuşacaktım ne oldumu KONUŞTUM içimi döktüm sadece SUSTU SUSTU SUSTU sadece tamam dedi.

Cevapla
umit 28 Şubat 2011 - 19:22

gözlerinin içine bakarken korkarak baktığım ne demek istediğini anladığım Babamla konuştumda ne oldu içimdekileri ne için neden niçin dile getirmiştim ben biliyordum ama bilmesini ve yanımda olmasını istediğim kişi bilmedi bana destek olup birbirimize dada sıkı sarılıp yan yana ayakta durmamız gerektiği anlarda cekildi neden mi korktu neden gecmiş yıllarda yaşadıklarını bana mal etti bitti arkadaş olarak kalalım dedi Babamdan yıllar öncesi yediğim o saplaktan daha ağır gelmişti bu tokat mümkün değildi artık.

Cevapla
Meriç Gizem KOYUTÜRK 07 Mart 2011 - 14:50

Ümit Bey,
Hikayemdeki gibi yaşayamadığı baba duygusunu yaşatacak bir baba olacağınız kesin. Deneyim diyoruz acıların bıraktığı izlere. Deneyimler yönlendiriyor hayatımızın akışındaki düşüncelerimizi, hareketlerimizi. Yaşanamayanlar, yaşanması istenenler bir şekilde yansıtılıyor hayatımıza da hayatımızdaki kişilere de. Dolayısıyla da kimi zaman fazla fedakar kimi zaman da sert olmak kaçınılmaz oluyor. Bu gibi durumlarda da nedense sizi gerçekten tanımayan veya tanımaya çalışmayan kişiler de(nedense bunlarda hayatımızdaki önemli kişiler olur)sizden önce pes etmeyi iyi biliyorlar.
Her acıyı bir diğeri unuttururmuş. Çocukluk acınızı unutturacak yeni bir acı yıllar sonra gelmiş. Kaybeden olduğunuzu düşünmüyorum, aksine kazanmışsınız. İlerisinin olmasının istendiği ilişkilerde bu gibi durumlardaki kaçışlar geride kalan için zaferdir düşüncesindeyim. Çünkü daha birlikteliğin sorumluluğu resmi şekilde üstüne binmemişken beni ben olduğum için kabul edemeyecek ve beni gerçekten taşıyamayacak, benimle ben olamayacak birinin zaten bana görsel mutluluk yaşattığını görmüş olurum. Oysa sevgiyi aşkı besleyip ömre bedel hale getiren içteki mutluluktur görsellik değil.
Sizi gerçekten taşıyabilecek kişilerin hayatınızda yer alıp, hayatı gerçekten paylaşabilmeniz dileğiyle…

Cevapla
ayşe türkmen 07 Mart 2011 - 15:08

ben meriç hanım gibi düşünmüyorum.
meriç hanım sizce ne sebep olmuştur gidişe. arkasına bile bakmadan gidiyorsa bir insan sizce sebep ne, neden, niye bu kaçış?
insanları bu noktaya getiren birazda geride bıraktıkları kişilerin yaptıkları değil mi?

kim durduk yere gider?
bence olaylara çif taraflı bakmak lazım. gitmek kolay değil bence. kalanı dinlemek kolay. gidene sormak lazım derim hep. giden mütevazidir susar çoğunca. bu pes ettiğinden değil, kalana saygısındandır.

Cevapla
umit 07 Mart 2011 - 19:02

Ben babamın sevgisini göremedim ama babamdan cok seyler ögrendiğime kanaat getiriyorum neden mi bayanlarımıza hiç bir zaman kadın gözüyle bakmadım onları birer anne olarak gördüm,dürüst oldum,bir bayana bırak vurmayı ses tonumu bile yükseltmedim hemen kırıcı laflar etmemek için orayı terk ettim kacmadım sadece o anı terk ettim tepkimi bir sekilde ifade ettim.Cocuklarımla ilişkilerim güzeldir hata ve hata 3. cocuğuma daha çok önem verdim belkide hepsinden küçük olduğu içindir belki de annesini çok sevdiğindendir. Ayşe hanımın dediği gibi neden kacış kacış mı acaba belkide eski kötü çirkin anılarla kişilerle kıyaslanmakmıdır bu gidişler.

Cevapla
Meriç Gizem KOYUTÜRK 07 Mart 2011 - 22:10

Ayşe hanımcığım,
Ben tek tarafı suçlamıyorum gidişlerde bunda hem fikiriz. Bu konudaki katı düşüncem sebepler geçmişe dayandırıldığından. Geçmiş şekillendirir insanı; ancak geçmişe takılıp sebepleri onlara bağlamak ne kadar doğrudur? Geçmişe takılı kalmak,kıyaslamak sorgulamak ne kadar doğrudur? Geçmişin ucunu elinden bırakamayınca bugünü, yarını yaşamak da yaşatmak zor gibi geliyor bana.
Hem bir yandan da her iki taraf da birbirine göre giden veya geride kalan olmuyor mu?:) Kime göre bakıldığına bağlı tamamen.

Cevapla
umit 08 Mart 2011 - 11:54

Geçmişle yaşamaya devam etmek isteniyorsa neden geçmişle yaşamı devam ettiremedik.Meriç Gizem KOYUTÜRK ün dediği gibi Geçmişe takılı kalmak,kıyaslamak sorgulamak ne kadar doğrudur. Ben birde bu lafı söyle düzenleyeyim Gecişe takılı kalınmak,kıyaslanmak sorgulanmak ne kadar doğrudur.Bunlar yapıldığında kim bilir yanımızdaki olanları ne kadar ruhen ve bedenen yıkarız.

Cevapla

Yorumunuzu Bekliyoruz !